22.8.13

bir oscara aday rüya daha

Yakışıklı bir katil tarafından öldürülmek. Dahası, seni vuran adam sen kan ve acı içinde yerlerdeyken sana ilgi gösteriyorsa- umutsuzca ona bağlanıyorsun. Vurmuş bile olsa seni kurtarması için umutsuzca bağlanıyorsun. 

Onun adı James Badge Dale.
Sanırım evime ya da işime gidiyordum. Eski bir apartmanın asansörüne binme yanlışını yaptım. İki kişi vardı, çok yakışıklı iki kişi. Biri fotoğraftaki veya bir benzer versiyonu, diğeri ise ona çok benzeyen ama onun kadar yakışıklı olmayan biriydi. Boyları benimkinden yalnızca bir karış daha uzundu. Asansör eskiydi. Ve daha az yakışıklı olan asansörden indi, inerken diğerine, elleriyle işaretler yaparak beni halletmesi gerektiğini söyledi. Asansörün kapıları kapandı ve devam etti. Aniden 2. katın düğmesine basmayı akıl ettim. Adam beni halletmek için hazırlıklar yapmaya başlamıştı, ufak tefek kımıldanmalar, daha rahat bir konumda durmalar gibi. Hazırlıkları aşamasında belindeki silahı kavrarsa her şey geri dönülmez biçimde geç olacaktı ve asansör durduğunda işim bitecekti, farkındaydım. Bu yüzden öne doğru bir adım attım, asansör durduğunda fırlayacaktım. Fakat bunu farkeden adam bir bacağını öne doğru uzattı. Artık ne yapacağını belli ediyordu. İnatlaşmaktan vazgeçip geri adım attım ve eski yerime geçtim ve böylelikle o da  kaçmaya çalışırsam önümde çelme takabilecek pozisyonda tutmaktan vazgeçip bacağını geri çekti. O sırada asansör durdu ve hayatımda hiç yapmadığım çeviklikte asansörün kapılarını ittirip koridora çıktım.

Koşarak ilerlerken, ittirdiğim asansör kapıları bir duvara çarpıyor bir de kendi kendine kapanıyordu. Kapılar genç adamı yavaşlattı ve koridor L şeklinde kıvrılıyordu, genç adam bana ateş ettiğinde köşeyi dönmüştüm. Orada olan herşey bana zaman kazandırdı ve onu atlattım. O sırada koridorun uzun kısmının sonunda bir adam belirdi ve silahını üzerime doğrulttu. Zayıflığımın bütün avantajlarını kullanarak adamın üstüne doğru bir kaç adım daha koştum, amacım merdivenlere ulaşmaktı. O sırada patlama sesini duyduğum silahtan çıkan bir mermi yakınlarda bir yerimden geçti ama ben hızlı davranmıştım. Ya da adam beni ıskalamıştı, farketmez. Kaçmıştım, merdivenleri üçer beşer atlayarak ara sokağa fırladım. Sokağın iki yanında da siyah takım elbiseli adamlar vardı. Ve yazık ki beni farkettiler. Kimdi bunlar? Benim kadar normal bir insandan ne istiyorlardı? Benim kimden kaçtığımı nerden biliyorlardı? Bunları düşünmekle vakit kaybederken üstüme çullandılar. Kollarımdan sımsıkı tutup apartmana geri götürecekerdi ki- o indi. Asansördeki yakışıklı. Ve tek bir el ateş etti. Üzerime doğru.

Karnımın sol tarafına baktım, şimdilik acı yoktu. Dışarı çıkan bir kaç organın haricinde iyi bile sayılırdım. Beni vuran genç adam yanıma yaklaştı -Burayı pek hatırlamıyorum çünkü zihnim tüm baş dönmelerini, hafıza zayıflıklarını birebir taklit ediyordu- Dairenin birinin kapısından girerken kendimdeydim, asansörde beni öldürmesini söyleyen diğeri de gelmişti. Beni kollarımdan tutup sakin hareketlerle daireye girmeme yardım ettiler.  Beni vurmuş olmalarının haricinde çok naziklerdi. Koridorlarda geçtiğim yerlere kanlar damlatmış olmalıydım. Çünkü şuanda ayakta durduğum yerde kanlar birikmeye başlamıştı. Apartman sakinleri bunu normal karşılamayıp beni kurtarabilirlerdi belki. İçeri doğru bir iki adım attıktan sonra kapıyı kapattılar ve ayakta duramayacağımı anlayıp yarama baktım. Kan kaybetmiyordum ama - ama iç organlarımdan iki tanesi bacaklarımın arasında duruyordu. Geri tepmeye uğraşamayacağıma göre bacaklarımı sıkmayı bırakıp yere düşmesine izin verdim. Baş dönmesi katlanılmazdı artık. Beni vuran genç sağ dirseğimden kavrayarak, sırtımı duvara sürterek yavaşça yere oturuşuma destek oldu.

O arada bir takım konuşmalar duyuyordum. Ama asıl ilgilendiğim şey beyaz karoların üstündeki iç organlarımdı. Bir tanesinin dalak olduğuna kesinlikle emindim. Çünkü şuanda tam olarak dalağın şiştiğinde ağrıyan yerde büyük bir acı vardı. Ama diğerini kestiremiyordum. Belki karaciğer? Safraya benzemiyordu çünkü. Acım dayanılmaz oldu ve kendimi oyalayamaz oldum. Bilinçsizce inlemeye başladım. Acım giderek arttı. O acıya karşılık olarak inlemem, acının yanında kuş cıvıltısı kalıyordu. Beni vuran genç adam kibrit kutusu büyüklüğünde odada bulunan kırmızı koltuktan kalkıp tek adımda yanıma geldi ve eğildi. Daha fazla iç organ kaybetmemek için yaramın üstünde tuttuğum ellerimden birini eline aldı. Kısa bir süre için kan lekesiz bir yer aradı ve tam üstüne sıcak bir öpücük kondurdu. "Dayan tatlım"
-Dayanamaz haldeydim.-
-Beni hastaneye falan götüremez misiniz? diye sordum göz ucuyla yerdeki organlarıma bakarak.
-Hayır bebeğim, burada kalman gerek. dedi diğeri.
Bilincim kapanmak üzereydi. Herşey etrafımda fırıl fırıl dönmeye başladı. Bacaklarımın duruşu çok komikti, çarpık çurpuk duruyorlardı. Kıyafetlerim de neredeyse temiz gibiydi, kan hiç yayılmamıştı. Ne kadar saçma şeyler düşündüğümü farkedip kendime gelmeye çalıştım. Onları sadece ikna etmem lazımdı. Yalvarmadan, can çekişmeden sakince konuşarak bir doktora ihtiyacım olduğunu anlatmam lazımdı. Ama inlemekten başka hiç birşey yapamıyordum. Sonra sakinleşmeye çalışıp,
-Gerçekten, bu halimi de, apartmanda onun için geldiğiniz kişiye ne yapacağınızı da hiç kimseye anlatmayacağım. Beni sadece hastaneye götürün. dedim.
O sırada ne ara üstümde olduğunu hiç farketmediğim cüzdanım ve telefonumla uğraşıyorlardı. Cüzdanımın içinden daha bugün aldığım ehliyetim hakkında aralarında
-Hayır, olmamış
-Olmamış, kesinlikle olmamış
-Güzel çıkmamış, gerçekte daha güzel
-Mührü dudaklarının oraya vurmaları kötü olmuş
-Onu hiç kullanamayacak olması kötü oldu
Can cekişirken onların umursamazlıklarına baktım. Şuanda düşündüğüm en son şey ehliyet fotoğrafımda nasıl çıktığımdı. Umrumda bile değildi. Hayat son derece anlamsızdı artık, ehliyetimi aldığım ilk günde ölmüş olmam, aynı zamanda erkek arkadaşımın doğum gününde ölmüş olmam anlamına geliyordu. Yani.. bundan sonra tüm doğum günlerinde yasımı tutarak mı geçirecekti, ablam ne yapacaktı, burada böyle ölemezdim. Sonra katilim telefonuma uzandı, şifresini sordu. Daha yeni aldığım ve şifresini bilmediğim yalanına inandı. Pekala dedi. Artık gitmek üzere olduklarını farkettim. Belki kapıyı aralık bırakırlarsa sürünerek çıkabilirdim. Sokağa kadar inebilmem yardım çağırmak için yeterli olurdu. Eğer kapıyı kapatırlarsa pencereyi deneyebilrdim. Ama birden gittiklerinde gözlerimi kapatıp biraz uyumayı düşündüm,yorgundum. Gözlerimi kapatmak için gitmelerini beklemedim hatta. Ölüyordum, çaresizce ölüyordum. Gözlerimi kapattım. Erkek arkadaşım gözlerimin önüne geldi, yaklaşık 2 metre boyu olan sevgilim -ayakta duramıyordu. Kalabalık bir yerde, birileri onu ayakta tutuyordu. Ablam gözümün önüne geldi, yüzü ağlamaktan çarşamba pazarına dönmüştü, üzerindeki herşey siyahtı ve ayakta durmaya çabalamıyordu. Yerde hıçkırıyordu. Birileri dizlerini ona yastık etmişti. Burası benim cenazemdi.

Hemen gözlerimi açtım. Telefona baktım, koltuğun üzerine bırakmışlardı. Ambulansın numarasını hatırlayamıyordum. Bilincim kapanmak üzereydi ama burada ölemezdim. Arkamda bir ablayla, bir sevgiliyi öyle bırakamazdım. Yaramın acısı şiddetini arttırmaya devam etti.


ve acıdan uyandım. Bu kadar büyük bir acının suni olmasına şaşırdım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder